-
Kur’an’da Aidiyet ve Günümüz Milliyetçiliği
Kur’an, modern anlamdaki milliyetçilik kavramından söz etmez. Ancak insanlığın ortak kökeni, kavim ve millet kavramları, üstünlük ölçüsü, ümmet, velayet ve aidiyet ilkeleri birlikte değerlendirildiğinde, Kur’an’ın insanın doğal kimliklerine ve ilkesel bağlılıklarına nasıl baktığı açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu makale, Kur’an’ın aidiyet anlayışını ayetler ışığında inceleyerek günümüz milliyetçiliğini bu ilkeler üzerinden değerlendirmektedir.
-
Hüküm Yalnız Allah’ındır
Kur’an’a göre hüküm koyma yetkisi kime aittir? Tağut yalnızca putlardan mı ibarettir? Allah’ın indirdiği ile hükmetmek ne demektir? Bu makale; hüküm, otorite, Hududullah, Şûrâ ve tağut kavramlarını Kur’an ayetleri ışığında inceleyerek, Allah’ın hükmü ile insanların yetkisi arasındaki sınırı araştırmaktadır.
-
Başarım Ancak Allah’ın Yardımıyladır
İnsan bütün ömrünü başarı peşinde geçirebilir. Peki peşinden koştuğu şey gerçekten başarı mı? Kur’an’ın başarı anlayışı, insanların yaygın başarı ölçülerini sorgulamaya ve başarı kavramını yeniden düşünmeye davet ediyor.
-
“Rabbim! Beni geri gönder”
Nihayet onlardan birine ölüm gelip çatınca, “Rabbim! Beni dünyaya geri gönder; ta ki boşa geçirdiğim dünyada salih bir amel yapayım” der. Hayır! Onun söylediği bu söz boş laftan ibarettir. Onların arkasında, tekrar dirilecekleri güne kadar bir perde (berzah) vardır. (Mü’minûn 23:99-100)
-
Doğruyu Bilmek, Doğruyu Yaşamak: İmandan Amel’e
Namazın gerekli olduğunu bilmek, haramlardan kaçınmanın önemini kabul etmek veya Allah’ın emirlerine inanmak, onları hayatın merkezine yerleştirmek için her zaman yeterli olmaz. Kur’an, insanın neden bildiği doğruları yaşamakta zorlandığını açıklarken; hidayet, takva, namaz, zikir, dua, tevbe, sabır ve salih çevre gibi unsurlarla kalıcı bir dönüşümün nasıl gerçekleşeceğini de gösterir. İman ile amel arasındaki mesafeyi kapatmak, yalnızca neyin doğru olduğunu öğrenmekle değil, o doğruları taşıyabilecek bir karakter inşa etmekle mümkündür.
-
Tevhidden Karaktere: Kur’an’a Göre Çocuk Yetiştirmek
Çocuk yetiştirmek, çocuğu belli kurallara veya ritüellere alıştırmaktan çok daha fazlasıdır. Allah’ın ortaya koyduğu eğitim anlayışı; tevhid bilinciyle başlayan, Allah’a karşı sorumluluk duygusuyla derinleşen, ahlak, sabır, tevazu, merhamet ve adaletle şekillenen bir insan inşasını hedefler. Kur’an’ın anlattığı kıssalar ve öğütler, çocukların yalnızca başarılı bireyler değil; düşünebilen, doğru ile yanlışı ayırt edebilen, duygularını yönetebilen, topluma karşı sorumluluk hisseden ve Allah’a bilinçli şekilde yönelen insanlar olarak yetiştirilmesi gerektiğini göstermektedir. Çünkü Allah’ın önceliği, çocukların ne kadar başarılı olduklarından önce nasıl bir insan ve nasıl bir kul olduklarıdır.
-
Ne Zaman “Bu Bana Yeter” Diyeceksin? Kur’an’a Göre Mal, Servet ve İnfak
İnsan, sahip olduklarının ne kadarının ihtiyaç, ne kadarının fazlalık olduğunu nasıl belirler? Daha fazla mal, daha fazla ev, daha büyük bir birikim ve daha güçlü bir güvence arayışı nerede sona erer? Kur’an, servetin miktarından çok insanın servetle kurduğu ilişkiye odaklanır; malın gerçek sahibinin kim olduğunu, yoksulun mal üzerindeki hakkını, biriktirme arzusunun neden hiç bitmediğini ve infakın bir bağış mı yoksa bir hakkın teslimi mi olduğunu sorgular. Emanet, kenz, tevekkül, istiğna ve paylaşım kavramları üzerinden şekillenen bu ayetler, insanı kendisinden daha zengin olanlara değil, kendisine verilene ve çevresindeki ihtiyaç sahiplerine bakmaya çağırır. Sonunda ise herkesin kendi vicdanında cevaplaması gereken aynı soruyu…
-
Helâkın Ötesinde: Kur’an’a Göre Toplumlar Neden Çöker?
Depremler, salgınlar, savaşlar ve büyük felaketler yaşandığında bunların sıkça “Allah’ın gazabı” veya “helâk” olarak yorumlandığına tanık oluruz. Peki Kur’an gerçekten her büyük yıkımı helâk olarak mı tanımlar? Kur’an’daki helâk kıssalarına yakından bakıldığında, karşımıza yalnızca bir felaket anlatısı değil; elçilerin gönderildiği, uyarıların yapıldığı, zulmün ve toplumsal bozulmanın yaygınlaştığı uzun bir süreç çıkar. Bu nedenle Kur’an’ın ilgisi çoğu zaman toplumların nasıl yok olduğundan çok, onları bu sona götüren sebepler üzerindedir. Helâk, azap, musibet, belâ, fitne ve sünnetullah kavramları birlikte değerlendirildiğinde ise ortaya önemli bir soru çıkar: Toplumları gerçekten çöküşe götüren şey nedir?
-
Kur’an’da Şefaat: Aracılık mı, Şahitlik mi?
Şefaat denildiğinde çoğu insanın zihninde, kıyamet günü günahkâr kullar adına Allah’ın huzurunda konuşacak ve onların kurtuluşuna vesile olacak aracılar canlanır. Peki Kur’an gerçekten böyle bir şefaat anlayışı mı anlatmaktadır? Şefaatle ilgili ayetler birlikte okunduğunda dikkat çekici bir tablo ortaya çıkmaktadır: Allah’ın izni, Allah’ın rızası ve “hakka şahitlik edenler” vurgusu sürekli olarak ön plana çıkarken, Allah’ın hükmünü değiştiren bağımsız bir kurtarma mekanizmasından açıkça söz edilmemektedir. Kur’an’daki şefaat, yaygın olarak düşünüldüğü gibi bir aracılık kurumu mu, yoksa kıyamet günündeki şahitlik düzeniyle ilişkili farklı bir anlam mı taşımaktadır?
-
“Eğer Gaybı Bilseydim…”
Kur’an, gaybın yalnızca Allah’a ait olduğunu vurgularken; hadis literatüründe Hz. Muhammed’e geleceğe dair çok geniş bilgiler isnat edilir. Bu makale, Kur’an’ın çizdiği peygamber profili ile tarih boyunca oluşan gayb merkezli rivayet kültürü arasındaki gerilimi ayetler üzerinden incelemektedir.